![]() |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
KİŞİLİK
Kişilik nedir sorusu psikolojide önemli yer tutan sorulardan biridir. Psikoanalitik yaklaşım, hümanistik yaklaşım, davranışsal yaklaşım, sosyal öğrenmeci yaklaşım gibi psikolojideki genel yaklaşımların her biri kişilik nedir, nasıl oluşur, kaça ayrılır gibi sorulara kendince yanıtlar verir. Ancak bunlardan ayrılan ve kişilik sorununa özgü olan iki farklı yaklaşım vardır. Kişiliğin varlığı üzerine olan bu yaklaşımlar “Kişiliksel Yaklaşım” ve “Durumculuk “tur. Şimdi bu yaklaşımların öne sürdüğü görüşleri ve gösterdikleri kanıtları incelemek ve yapılan deneylerden örnekler vermek istiyorum: Kişiliksel Yaklaşım: Kişiliksel yaklaşım betimleyici bir yaklaşımdır. Amacı insanları bazı temel karakter özelliklerine göre betimleyebilmek, sınıflandırabilmektir. Bu özelliklerin nasıl oluştuğuna dair açıklamalar vermez. Ancak modern kişiliksel kuramın söylediği tek şey belli bir insanın, belli bir kişiliğe sahip olduğu değildir. Bu kişiliğin benzer yanları olan pek çok insanla aynı sınıflandırmaya sokulabileceğini de savunur. Ayrıca bu özellikler sabittir, zamana ve yere göre değişmez. Ancak insanları oluşturan bu temel karakter özellikleri nelerdir? Kişilikler nasıl bir sınıflandırmaya tabi tutulmalıdır? İşte kişisel yaklaşım üzerinde çalışan araştırmacıların yapmaya çalıştığı da doğru sınıflandırmayı bulmak, doğru isimleri koymaktır. Bu yolda ilk çalışma kişisel özellikleri betimleyen sözcükleri bulmaya çalışmak olmuştur. Bu çalışmayı yapanların öne sürdüğü görüş, bu “çekingen, kibirli, cimri, dost canlısı” gibi sözcüklerin yüzyıllardan beri süregelen ve nesilden nesle aktarılan gözlemlerin sonucu oluştuğudur. Dolayısıyla bu sıfatların incelenmesiyle kişiliğin boyutları bulunabilir. Bu düşünce tarzı Raymond Cattell tarafından, pek çok yerde kullanılan ve kişiliği on altı ana boyuta indirgeyen bir kişilik çizelgesi geliştirilmesini sağlamıştır. Bu boyutların her biri dışa dönüklük-içe dönüklük gibi birbirine zıt bir sıfat çiftinden oluşur. Bu alanda daha sonraki çalışmalarla bu boyutların sayısı azaltılmıştır. Bunlardan sıkça rastlanan bir çalışma Warren Norman tarafından yapılmış olan bir çalışmadır. Norman kişiliğin beş ana boyuttan oluştuğunu savunur. Bunlar dışa dönüklük, duygusal istikrar, uzlaşmaya yatkınlık, vicdan sahibi olma ve kültürel duyarlılıktır. Her boyut karşıtını da barındırır. Daha sonraki çalışmalarda bu boyutların çok daha aza indirgenebileceğini savunanlar da çıkmıştır. Örneğin Eysenck’e göre kişisel farklılıklar yalnızca iki boyutla açıklanabilir. Bunlar duygusal istikrar/nevrozluk ile dışa dönüklük/içe dönüklüktür. Bu boyutlar pek çok alt özellik barındırır. Örneğin konuşkanlık, açıklık, maceracılık, sosyal olma gibi pek çok özellik dışa dönüklüğe aittir. Ancak kişiliksel yaklaşım pek çok kişi tarafından eleştirilmiş ve söylendiği gibi sabit kişiliksel özelliklerin bulunmadığı savunulmuştur. Bu eleştirilere temel olarak da kişilik testlerinin davranışları önceden tahmin etmede oldukça zayıf olması gösterilmiştir. Bu görüşler “Durumculuk” yaklaşımının temelini oluşturur. 2- Durumculuk: Bu yaklaşıma göre insan davranışını belirleyen öğe kişinin karakter özellikleri değil, kişinin içinde bulunduğu durumdur. Kuşkusuz bazı durumlar için bu kaçınılmazdır. Trafikte kırmızı ışık yandığı zaman hemen herkesin durması gibi. Bu gibi durumlarda gösterebileceğimiz tepkiler önceden tahmin edilebilir. Durumculuğa göre aynı ilke insan davranışlarının hemen hepsi için geçerlidir. Örneğin sosyal rollerin yaşamımızda çok büyük etkileri vardır. Kişi o an içinde bulunduğu role göre davranır. Mesela okuldayken öğrenci, evdeyken evin çocuğu olmanın gerektirdiklerini yapar. Yani ne yaptığımız kim olduğumuza değil, içinde bulunduğumuz duruma bağlıdır. Kişiliksel yaklaşıma ilk tepki Walter Mischel’den gelmiştir. Mischel’in o zamana kadar yapılan çalışmalar üzerindeki incelemesi onu insanların kişiliksel yaklaşımın öngördüğünden çok daha tutarsız davrandığı sonucuna ulaştırmıştır. Bu çalışmalardan biri Hartsthorne ve May’in 1928 yılında yaptığı çocuklarda dürüstlüğü araştıran bir çalışmadır. Yapılan deneylerde ilkokul çocuklarına atletik karşılaşmalar, sınav, ev ortamı gibi arkadaşlarıyla ya da tek başlarına bulundukları değişik ortamlarda yalan söyleme, hile yapma şansı verilmiştir. Sonuçlar bir durumda dürüst davranmayan bir çocuğun başka bir durumda dürüst davranabileceğini göstermiştir. Örneğin sınavda kopya çeken bir çocuk spor karşılaşmalarında fırsat verilmesine rağmen hileye bavurmayabilmektedir. Dürüst davranışların durumlar arası korelasyonu oldukça düşüktür. Ancak ortamlar birbirine benzedikçe davranış tutarlılığının arttığı görülmüştür. Mischel bu çalışmaya dayanarak benzer bir durumlar arası tutarsızlığın şiddet, başkalarına bağımlı olmak gibi pek çok davranış için de söz konusu olduğunu savunur. Kişilik testlerinin davranışları tahmin etmedeki yetersizliğinin nedeni de budur. Kişilik testi davranışı bir durum için ele alırken, ölçümler başka bir durumda yapılmakta, dolayısıyla işin içine duruma göre davranış tutarsızlığı girmektedir. Tutarlılık Hayal mi? Eğer durumculuk öne sürdüğü görüşlerde haklıysa, bizim çevremizdeki hemen herkes için kafamızda oluşturduğumuz kişilik tanımları birer yanılsamadan ibarettir. Ama eğer bu doğruysa nasıl oluyor da bütün insanlık en eski çağlardan beri aynı yanılsamaya düşüyor? Durumculuğu savunanlara göre insanların sabit kişiliklere sahip olduğunu düşünmemizin nedeni, kişileri sürekli aynı toplumsal ortam ve durumlarda görmemizdir. Ayrıca kişilere ait çok fazla davranış çeşidini gözlemlediğimiz için, bunları bir şekilde basitleştirmeye çalışır, kişilerin sabit özellikleri olduğuna dair çıkarımlar yaparız. Yani kişilik kişinin içinde olmaktan çok kişiyi gözlemleyenin bakış açısındadır. Kişiliksel Yaklaşımın Tutarlılık Konusundaki Yanıtları Durumculuğun bu eleştirilerine kişisel yaklaşımı savunanlar bazı yanıtlar verirler ve bunlara çeşitli çalışmaları kanıt olarak gösterirler. Epstein’a göre, Mischel’in durumlar arasında bulduğu tutarsızlığın nedeni ölçümlerin çok az davranış çeşidi için yapılmış olmasıdır. Yani sonuçlar güvenilmezdir. Örneğin çocukların dürüstlük konusunda tutarlı davranıp davranmadığı daha fazla durum üzerinde ölçülseydi, farklı sonuçlar elde edilebilirdi. Bazı çalışmalarda da durumlar arası tutarlılık olmasa bile, zaman içindeki tutarlılığın yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Örneğin 1971 yılında Block tarafından yapılan bir çalışmada liseye giden erkek çocukların başkalarına olan bağımlılığı ölçülmüştür. Yaklaşık on yıl sonra aynı ölçüm başka kişiler tarafından aynı deneklere yapılmış ve çok benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Denekler testlerde ilk ölçümlerdekiyle çok benzer sonuçlar elde etmişlerdir. Başka bir tartışma konusu da durumlar arası tutarlılığın tanımı ile ilgilidir. Böyle bir tutarlılığın bulunup bulunmadığı, araştırmacının hangi davranışları belli bir kişiliksel özelliğe işaret eden aynı kökenli, hangilerini farklı olarak tanımladığıyla da yakından ilişkilidir. Birbirinden çok farklı görünen iki davranış biçimi, aslında aynı kişilik özelliğinin yansıması olabilir. Örneğin yaşımızın ilerlemesiyle duygularımızı ifade ediş tarzımız değişir. Küçük çocuklar arasında öfkelenince kavga etmek onaylanmasa da doğal karşılanabilirken, yetişkinlerin bağırmaktan öteye geçmesi nadir görülür. Kişiliksel yaklaşımı savunanların öne sürdüğü başka bir görüş de kimi özelliklerin genetik kökenli olduğudur. Bu özellikler doğumdan itibaren gözlemlenebilir ve yaşam boyu pek az değişmeye uğrar. Tutarlılık konusuna başka bir yaklaşım da aslında tutarlılığın da kendi başına bir karakter özelliği olduğudur. Ders dinleme gibi kimi durumlarda gösterilen davranışlarda kişiliğin rolü çok azdır, hemen herkes benzer davranışlar sergiler. Ancak ortamın kişilerin farklı davranmasına izin verdiği kimi durumlarda, bazı insanlar diğerlerinden çok daha tutarlı davranır. Kimi insanlar ise davranışlarını her duruma göre farklılaştırmaktan, ortama uymaktan çekinmez. Sonuç: Kişiliğin varlığı konusunda hangi yaklaşım haklı? Son görüşler genel olarak doğru tanımlandığı takdirde kişisel özelliklerin varolduğunun kabulü yönündedir. Burada doğru tanımlama, söz konusu özelliğin yol açtığı davranışların sürerlik kazanmış olmasıdır. Ancak içinde bulunduğumuz durumun da davranışlarımız üzerindeki etkisi yadsınamaz. Aslında durumlar davranışları belirlediği gibi kişiler de içinde bulunacakları durumu belirlerler. Yani kişilik ve durumlar iç içe geçmiş durumdadır. Davranışı belirleyen etmenler konusunda asıl doğru, sosyal bilimlerdeki pek çok olgu gibi her iki yaklaşımın da belirli yönlerini içerir. __________________
. [Üye olmadan içeriği göremezsiniz. üye olun] Türkçemize ve bize destek olmak için parmağı tıklayın : ) Forum içinde Türkçeye ne kadar sahip çıktığınızı göstermek mi istiyorsunuz? O zaman lütfen *ban lanmak demeyin ; cazalandırmak fiilini kullanın... *Post kasmak demeyin ; mesaj sayısını yükseltmek deyin... *Lamellar değil ; sömürgeci deyin... Ve lütfen bir Türk'e yakışır cümleler kurun... Mümkünsede parmağı tıklayarak bize yardım edin : ) . |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|