isminiz@tampaylas.net Ücretsiz Türkçe Webmail - kullanıcı: şifre: yeni kullanıcı aç - şifremi unuttum
Tampaylas mailinizi msn veya live messenger'da kullanmak istiyorsanız, önce buraya tıklayarak kaydettirmeniz gerekiyor.



WwW.TaMPaYLaS.NeT  

Geri git   WwW.TaMPaYLaS.NeT > (¯`·.(¯`·.TaMPaYLaS CAFé .·´¯).·´¯) > TP Sözlük > D-E-F-G
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Oyunlar Bütün Forumları okunmuş kabul et







online oyun satiş
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-04-2008, 12:07 PM   #1 (permalink)
IммoRtaLtγ
 
Bilgiler
Mesajlar: n/a
Konular:
Karizma
İletisim
 Sponsorlar
Standart D-E-F-G ile Başlayan Eski Türkçe Kelimeler ve Anlamları


D

Dad: 1.Yakınma anlatan, vah, eyvah anlamında bir ünlem. 2. Ey, hey anlamında bir ünlem.

Dağ salı: Dağ düzlüğü, dağ eteği.
Dağ: Kızgın demirle vurulan özlük belirtici damga, işaret, nişan.
Dağdağa: Çekişme, anlaşmazlık.
Dağlanmak: 1 .Kızgın demirle damgalanmak. 2. Yanmak. 3.Sağaltma amacıyla vücudun yaralı ve sayrılıklı bölümlerinin kızgın demirle yakılması.

Dağlı: Damgalı.
Daha: Bundan sonra.
Daim: Sürekli, her an, daima.
Dal: Omuz, omuz başı.
Dalam: Dalayım
Dalda: Gölge.
Daldalanmak: Gölgelenmek.
Daldalık: Gölgelik.
Dalgerdan: 1.Güzel göğüs. 2.Vücudun omuzla birlikte göğüsten yukarı bölümü, büst. Dalıptır: Dalmıştır, dalıyor.
Dallanmak: Salınmak, sallanmak.
Daluptur: Dalmıştır, dalıyor
Dam: Tuzak.
Dane: Tane, tohum, çekirdek.
Dane-i kısmet: Kısmet tohumu.
Danışmak: Konuşmak.
Danıştırmak: Konuşturmak.
Dankilom: Rum kadın ismi.
Dar çekmek: İdam edilmek.
Dar gün: Kara gün; sıkıntılı, zor, bunalımlı an.
Dar I: Sıkıntı, bunalım .
Dar II: Darağacı, ölüm hükümlülerini asmak İçin kurulan -kullanılan- sehpa.
Dar: Ev, yer, dar ağacı.
Dara çekilmek: Dağarcında idam edilmek, asılarak İdam edilmek.
Dara çekmek: Darağacında idam etmek.
Dara düşmek: Sıkıntıya düşmek, zorda kalmak, bunalmak.
Daranmak: Taranmak.
Dar-ı Mansur: Hallac-ı Mansur'un idamı.
Darılıpsan: Darılmışsın.
Darıyıp: Taramış.
Dartmak: Tartmak.
Daş: Taş.
Daylak: Tüylü devenin erkeği.
De ki: Sanki, tut ki.
Değer: Dokunur.
Değilem: Değilim
Değilem: Değilim.
Değişke: Varyant.
Dehr: Dünya, zaman, devir.
Dehr-i zulmet: Zulüm devri.
Dem etmek: Sazla çalıp, söylemek.
Dem: Soluk, nefes, ses.
Deman: (Damen) etek.
Demek: Söylemek.
Demi devran: Dünya demi. (Devir zamanı)
Demkeş: Devamlı öten bir güvercin cinsi, şarap içen
Der: Der, söyler
Dercetmek: Toplamak.
Derde çatmak: Derde düşmek.
Derdimend: (Derdmend) tasalı, kaygılı, dertli.
Dergah: Tekke.
Derilmek: Toplamak.
Deriptir: Toplamıştır.
Dermek: Toplamak.
Dertli Emrah: Ercişli Emrah.
Derun: İç taraf, dahil, kalp.
Dest: El.
Deste: Demet; sıra.
Devran: Dünya, zaman.
Devr-i cihan: Dönen dünya.
Devşirmek: Toplamak, toparlamak.
Deyer: Der ki, söyler ki.
Deyişmek: Karşılıklı şiir söylemek.
Dırığ: Esirgemek.
Di: Söyle.
Didar: Yüz, çehre.
Didarın kıyamete kalması: Sevgiliyle kavuşmanın, sevgiliye kavuşmanın kıyamete kalması.
Dide seli: Gözyaşı.
Dide: Göz.
Dilber: Güzel.
Dilçevüren: Dilçeviren, söz gezdirici, dedikoducu.
Dildar: Sevgilisinin gönlünü çelmiş.
Dil-inen: Dil ile [dilinen=diliyle ]
Dimek: Demek, söylemek
Din uğrusu: Din hırsızı.
Dinnemek: Dinlemek.
Dinnemez: Dinlemez.
Dir: Derlemek, toplamak, bir araya getirmek.
Diskinmek: Korkudan sıçramak: uykudan sıçrayarak uyanmak.
Diş: Düş, rüya.
Divana: Divane.
Diyek: Diyelim, söyleyelim.
Diyeller: Derler, söylerler.
Diyer: Der, söyler.
Diyiş: Deyiş, şiir.
Dodağ [dodah]: Dudak.
Dodağınnan: Dudağından.
Doğancı: Erciş'in Altındede (Zilan) bölgesindeki eski bir yerleşim alanı.
Dolama: Çuha giysi, kat kat giysi.
Dolu: 1.İçki. 2.Halk inancında Pir'in , Üçler'in, Erenler'in-Hakk katından aşıklık verilenlere sunduğu kutsal içkiyle dolu kadeh, kase.

Donburcuh-dunburcuh: Tomurcuk.
Doru: Bir at tonu. [Gövdesi kızıl, yelesi ve (çoğunlukla) ayakları kara olan at.]
Dost: 1. Tanrı. 2. Sevgili
Dostlar dostu: Zor durumda kalana yardım edici Hızır.
Doymiyi: Doymuyor.
Döndi: Döndü.
Dönmenik: Dönmeyiz.
Dört iklim: Dört yön; Doğu, batı, güney, kuzey yönlerindeki ülkeler.
Dört kitap: Büyük dinlerce kutsal sayılan dört din kitabı. Kur'an, İncil, Tevrat, Zebur .
Dört köşe: Dört yön. Doğu, batı, kuzey, güney yönleri, bu yönlerdeki ülkeler, yerler.
Döş: Etek.
Döşek: Yatak, minder.
Döşürmek: Devşirmek, toplamak.
Dözmek: Katlanmak, dayanmak.
Dudu: (Tuti) Dudu kuşu, papağan.
Dudu: Papağan türünden, taklit yapan bir kuş.
Duman: Bulut, sis.
Duram: Durayım.
Durasan: Durasın.
Durasız: Durasınız.
Durmuşam: Durmuşum.
Durmuyi: Durmuyor.
Durna: Turna.
Durupsan: Durmuşsun, duruyorsun, durmuşsan, duruyorsan.
Dutar: Tutar.
Dübeş: Tavla oyununda zarların iki beşi göstermesi.
Dübür: İki yaşındaki erkek keçi.
Dügü: Pirinç.
Dühan: Tütün, duman. Kur'an-ı Kerim'in 44. suresinin adı.
Dülbent: Yazma.
Dür eyle: Uzak dur.
Dür: İnci.
Dür: Uzak, doğmak, bölüm. İlahi rahmetten kısmen veya tamamen yoksun olma
Düş: Rüya.
Düşdi: Başladı, koyuldu.
Düşeliden: Düştüğünden beri, düştüğü an.
Düşem: Düşeyim.
Düşersiz: Düşersiniz.
Düşgüni: Düşkünü.
Düşim: Düşeyim.
Düşmek: İnmek.
Düşüpsen: Düşmüşsün, düştün.
Düşüptür : Düşüyor, düşmededir.
Düz: Kır, ova, çöl.
Düzmek: Dizmek, sıralamak, süslemek.
Düzülür: Dizilir, sıralanır.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 05-04-2008, 12:07 PM   #2 (permalink)
IммoRtaLtγ
 
Bilgiler
Mesajlar: n/a
Konular:
Karizma
İletisim
 Sponsorlar
Standart

E

Eazi: Aziz, izzetli, yüksek.
Ebrişim: Kalınca bükülmüş ipek, iplik, saç, ibrişim.
Ebru: Kaş.
Ebrüm ebrüm: Büklüm büklüm, dalga dalga.
Ebtüm: Dalga, büklüm.
Ecel kuşları: Doğan, şahin, atmaca gibi avcı-yırtıcı-kuşlar.
Ecel kuşu: Ölüm.
Eda: Biçem [üslup], çalım, işve, naz.
Eder : Der, der ki.
Edim : Edeyim.
Edin: Edin, verilen, eyleyin.
Edip: Ederek, etti.
Edna: Basit, değersiz.
Efgan: Yüksek sesle yakınma, inleme.
Eflak: Felek, felekler , gökler , alemler.
Efsun: Sihirli, büyülü, çekici.
Eger: Eğer.
Egans: Göl sularının 1841 'de yükselerek Erciş Kalesi'ni kaplamasından sonra, halkın Erciş Kalesi'ni bırakarak yerleştikleri köy, bugünkü Erciş'in kurulu bulunduğu yerin 1841'den önceki adı.

Eğlemek: Oyalamak, alıkoymak, geciktirmek.
Eğlen: Dur, oyalan.
Eğlenmek: Oyalanmak, gecikmek.
Eğleşmek: Durmak, beklemek, oyalanmak.
Eğn: Boyun.
Eğnine: Üstüne.
Eğrice tel: Erkek yaban ördeğinin kuyruğunun üstündeki kıvrık, yeşil tüyler.
Eğrice: Eğri, kıvrık, kıvrılmış.
Eğva: (İğva) Azdırma, baştan çıkarma.
Ehdipeyman: (bkz: ahdipeyman]
Ehl-i beyt: Hane halkı, Hz. Muhammet'in ailesi. Hz. Muhammet, Hz Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin.
Ehlidil: Gönül eri, sevecen.
El aman: Bozgun ve sızlanma anlatır.
Ekdam: Gayret ve sebatla çalışma.
El I: Yabancı.
El II: Oymak, oba.
El III: İI, ülke.
El tutan: EI uzatan, yardım eden.
Elden ele: İlden ile, ülkeden ülkeye.
Ele [eyle]: Öyle, o biçim.
Elete: Ulaştıra, ilete, iletsin.
Elif: 1.Uzun ve ince boy yerine kullanılan bir benzetme. 2.Arap abece'sinin İlk harfi.
Elif: Arap alfabesinin ilk harfi.
Elifterezisi: Uzun ve hafif yay biçimi [kaş benzetmesİnde kullanılır.]
Elim: Bilim, ilim.
Elin: Elini.
Elinnen: Elinden.
Ellerin: İllerin, ülkelerin.
Ellerinen: Elleriyle.
Elvan: Alemler, mahluklar, varlıklar, oluşlar.
Em: İlaç, çare.
Ember : [bkz: amber]
Emcek: Meme.
Eme: Emse.
Emi: Amca.
Emim: Amcam.
Emim: Emeyim.
Emlik kuzu: süt kuzusu, süt emme çağındaki kuzu.
Emmare: Emreden, zorlayan, cebreden.
Emrah Gulamı: Ercişli Emrah.
Emrah: Ercişli veya Erzurumlu Emrah
Enden: Ondan, işaretten.
Enel Hak: Hallac-ı Mansur'un söylediği ''Ben Tanrı'yım'' anlamında meşhur bir söz dür ki, Mansur bu yüzden öldürülmüştür. Bu söz tasavvufta tek varlık (Vahdet vücut) felsefesine dayanır .
Engür: Üzüm.
Enik: Kedi ve köpek yavrusu.
Epizod: Bir şiirde, hikayede, romanda ana konuya bağlı ikinci derecede olay, ek.
Er görmek: İse, olsa, olur ise.
Erden: Erken vakitte, erkenden.
Erdiş: Erciş.
Eren [ermiş]: Benliğinden sıyrılmış, özünü, öz varlığmı Tanrı'ya adamış kimse. Evliya, veli.
Erkan: Esaslar , destekler , direkler, reisler, önemli kişiler.
Erkek: Erkek, cesur, sözünün eri.
ermek şerefini kazanmış kimseler.
Ervah: Ruhlar, geçmiş atalar.
Erzayıl: Azrail.
Esgilmez: Eksilmez.
Eshab: Sahipler , malik ve mutasarrıf olanlar , Peygamber'i görmek ve sohbetine
Esma: İsmin çoğulu, isimler.
Esma-i hikmet: Hikmet isimleri.
Esr: Yüzyıl.
Esrar: Sırlar, gizler.
Eşg [eşg] : Aşk.
Eşi: Eşi, arkadaşı.
Eşitmek: İşitmek, duymak.
Eteğin döşür: Eteğini topla.
Etmek: Etmek, yapmak, eylemek.
Evedi: İvedi, acele.
Evel: Evvel, önce.
Ey: Ey, hey.
Eyle I: Öyle, onun gibi.
Eyle II: Söyle.
Eylemek : Eylemek, etmek, yapmak.
Eylerem: Eylerim.
Eyliyim: Edeyim, eyliyeyim.
Eyvan: Ayvan. Bir tarafı açık oda, aralık, salon.
Eyvanmnan: Ayvanmdan.
Eyyam: Günler .
Ezel: Öncesizlik, başlangıcı bilinmeyen zaman.
Ezrayıl: Azrail.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 05-04-2008, 12:10 PM   #3 (permalink)
IммoRtaLtγ
 
Bilgiler
Mesajlar: n/a
Konular:
Karizma
İletisim
 Sponsorlar
Standart

F

Fakı: Fakih, hoca, alim, din bilgini.
Fakir Emrah: Ercişli Emrah.
Farı: Yüce.
Farımak: Yaşlanmak, yıpranmak, yorulmak.
Farz:1.Müslümanlıkta özür olmadıkça yapılması zorunlu, yapılmaması günah sayılan Tanrı buyruğu. 2.Doğru sonuca varmak için yapılması zorunlu olan.

Fasık: Günahkar , Hak yolundan hariç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günah işleyen ya da küçük günahlarda ısrar eden kimse.

Faş: Açma, ortaya çıkarma.
Fazl: Lütuf.
Fazlı yezdan: Tanrının lütfu.
Fel: Fi'il. İş, tutum, davranış, oyunbozanlık, dek, desise.
Felek: Gökyüzü, sema.
Felek: Kader, talih, baht, şans.
Fem: Ağız.
Fena mülkü (Fena şehri): Geçici dünya, kendi varlığından geçme.
Fena: Yok olma, yokluk, geçiş gitme. Tasavvufta maddi varlıktan sıyrılıp Hakk'a ulaşma.
Fend: Hile, oyun.
Ferace: Kadınlar için bol ve uzun üst giysisi. Başörtü.
Ferağ: Gözyaşı.
Fere keklik: Erginleşmemiş keklik.
Ferhat: Ferhat ile Şirin Hikayesi'nin erkek kahramanı.
Ferişte: Melek.
Fetalına: Övgü.
Fe-tebarekallah: Ne kadar bereketli, ne kadar güzel anlamında şaşma bildirir. Allah övmüşte yaratmış anlamında bir söz.

Feyl: Düşünce, zihniyet.
Fısk: Hak yolundan ayrılma, isyan etme, günah suç.
Fıskı: Günahı, suçu.
Fidanrıar: Fidanlar.
Figan: Acıyla bağırma, inleme.
Fil: Satranç oyununda çapraz hareket eden iki taşın adı.
Firağ [firah]: Ayrılık, ayrılık acısı, firak.
Firak: Ayrılık, ayrılma, kader, hüzün.
Firez: Ekin, yeni çıkmaya başlamış ekin.
Firkat: Dostlardan vesaireden ayrılık, ayrılış.
Furkan: 1.Kur'an. 2.İyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı, hak ile batılı ayıran kanıt. 3.İyiyle kötü ve doğruyla yanlış arasındaki farkı gösteren her şey.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:01 AM .


vBulletin v3.6.8, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
LinkBacks Enabled by vBSEO 3.1.0
eXTReMe Tracker