isminiz@tampaylas.net Ücretsiz Türkçe Webmail - kullanıcı: şifre: yeni kullanıcı aç - şifremi unuttum
Tampaylas mailinizi msn veya live messenger'da kullanmak istiyorsanız, önce buraya tıklayarak kaydettirmeniz gerekiyor.



WwW.TaMPaYLaS.NeT  

Geri git   WwW.TaMPaYLaS.NeT > (¯`·.(¯`·.TaMPaYLaS CAFé .·´¯).·´¯) > TP Sözlük > A-B-C-Ç
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Oyunlar Bütün Forumları okunmuş kabul et







online oyun satiş
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-04-2008, 12:01 PM   #1 (permalink)
IммoRtaLtγ
 
Bilgiler
Mesajlar: n/a
Konular:
Karizma
İletisim
 Sponsorlar
A-B-C-Ç ile Başlayan Eski Türkçe Kelimeler ve Anlamları


A

A'da : Düşmanlar
A'lem : Daha iyi bilir, bilirim
Ab: Su
Ab-ı Efsun : Göz yaşı
Ab-ı Hayvan : Dirilik suyu, bengisu
Ab-ı Kevser : Kevser suyu
Ab-ı Mutahhar : Temiz su
Ab-ı Nisan : Nisan yağmuru, söylenceye göre, nisan ayında sedefler, deniz dibinden su yüzüne çıkıp, yağmur danelerini içine alıp. sedef yaparmış.''

Abad : Zengin olma, varlıklı olma, bayındır.
Abı-puş : Aba giyen, derviş, fakir
Abd : Kul, köle
Abdal : Gezgin derviş. Derviş, Tanrı sevgilisi, kırk din ulusundan biri. Saçlarını, kaşlarını, bıyıklarını ve sakallarını usturayla tıraş ettiren, davul ve dümbeleklerle, sancaklarla toplu halde gezen Şii -Batıni bir derviş topluluğu, doğrudan doğruya derviş anlamına da gelir.

Abdal: Abdal donu: Gezgin derviş giysisi, derviş görünüşü.
Abes : Boş, asılsız, saçma
Abeş: Kula renkte at, alacalı hayvan.
Ab-ı zemzem: Kabe yakınlarında bir kuyu ve bu kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu.
Abı Hayat : Ölümsüzlük suyu, bengisu
Abidane: İbadet edene yakışacak bir surette.
Abus : Somurtkan
Acem: İranlı.
Acem dağları: Batı İran dağları.
Acep: Acaba
Açak: Açalım
Açaram: Açarım
Açılcağ: Açılınca gelince.
Açılıptur: Açılmıştır.
Adib : Edepler, töreler
Adalet : Hak tüze
Adave : Düşmanlık
Adavet : Düşmanlık, buğz, yağılık
Adem : İlk peygamberin adı, insan
Ademiyet : İnsanlık, insancılılık
Adem : Yokluk, hiçlik
Adet : Görenek, sayı
Adlım: Ünlü, ünü büyük.
Adu taşı: Düşman taşı.
Adu: Düşman, hasım.
Adü : Düşman, yağı
Adüvan : Can düşmanı
Afak : Ufuklar, gökyüzünün kenarları
Ağ: Ak.
Ağca: Akça, aka yakın, alacalı.
Adu: Düşman.
Agah: Vakıf, bilen.
Ağ lavaş: Yufka ekmek. Ak undan yapılmış yufka ekmek.
Ağ mercan: Ak mercan. [mec. Ak meme, sevgilinin süt gibi ak olan memesi.]
Ağca ceyran: Ak ceylan. ''Ağca ceyran sürme çekip gözüne.'' (Ak ceylana benzetilerek sevgilinin güzelliğinin vurgulanması.)

Ağ-gızıl: Ak, kızıl karışığı renk, alacalı
Ağıl: Koyun ve keçi sürülerinin gecelediği çit ya da duvarla çevrildiği yer.
Ağır sufra: Şölen sofrası.
Ağır zürbe: Yabankazı, yabanördeği, turna gibi kuşların uçarken yaptıkları büyük dizi, katar.

Ağlaram: Ağlarım.
Ağmak: Akmak, karışmak. ''Sırdaş olup ağ sulara.''
Ağu: Ağı, zehir.
Ağyar: Başkaları.
Ah ü firaz: Ah edip inlemek, ağlamak.
Aharam: Akarım. ''Aharam seller içinde.''
Ahd ü peyman: Yemin, and.
Ahd: Vadetme, söz verme.
Ahdipeyman-ahdipeyman: Ant, anta dayalı sözleşme, antlaşarak yapılan sözleşme.
Ahenger: Demirci.
Aheste : Yavaş, ağır, yavaş yavaş
Ahıl: Akıl
Ahi : Esnafı öğütleyen Fütuvvet ehlinin şeyhi, Kardeşim (Bir
esnaf teşkilatı olan ve bilhassa XIII-XVI. yüzyıllarda, Anadolu ve Rumeli'de yaygın bulunan Fütuvvet ehli
şeyhlerine de <<ahi>> derlerdi)

Ahibba : Dostlar , sevgililer
Ahir: En son, sondaki, nihayet son olarak.
Ahlak : Huylar, davranışlar, Etik.
Ahmer: Kırmızı , kızıl.
Ahsen-i takvim: En güzel kıvama koyma, Cenab-ı Hakkın her şeyi kendisine layık en güzel kıvam, sıfat ve surette yaratılması.

Ahsen : Çok güzel
Aht : Sözleşme
Ah-u zar: Yüksek sesle ağlama, dövünme.
Ahü : Ceylan, güzellerin gözü (Mec,)
Ahval: Durum, durumlar.
Ahval: Haller vaziyetler , oluşlar .
Ahz : Almak
Akça : Para
Akdem : İlk, önce, önceki, daha önceki
Akıl yetirmek: Akıl erdirmek.
Akl-ı cüz : Cüz'i akıl, tikel us
Akl-ı Küll : Tüm akıl; Tanrı bilgisi
Akl-ı Mead : Ahirete dönük akıl
Akşamaca: Akşama değin, akşama kadar.
Aktöre, Atayi : Armağan.
Al: Hile, aldatma işi.
Al-i aba : Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'den oluşan
kutsal topluluk

Al-i Yezid : Muaviye'nin oğlu Yezid ve onun soyundan gelenler
Al malı: Yağlık, başa bağlanan örtü, al renkli çapı, vala
Ala göz: Ela göz.
Ala: Ela.
Alacabaz: Doğan, aladoğan, ''Eli alacabazlının''
Aladağ salı: Aladağ düzlükleri.
Aladağ: Erciş'in kuzeyinde yer alan dağ sırası. Dede Korkut'ta da geçer. Van Gölü'ne dökülen Deliçay, Hacıdere ve Zilan akarsuları Aladağ sır.asından doğar.

Alaik : Alakalar, ilgiler
Alak: Alalım.
Alakaftan: Alaca kumaştan yapılma giysi. Kınalı kekliğin (dağ kekliğinin) siyah ve pas rengi gerdan ve siyah çizgilerle bezeli yan tüyleri.
Alasan: Alasın.
Alçağ [alçah]: Alçak yer, yüksel olmayan yer.
Alçağa: Alçak yere.
Alçak: Yüksek karşıtı, yüksek olmayan yer ova.
Al duvağ: AI duvak. Gelinin yüzüne örtülen al renkli ipek örtü, duvak.
Alef : Cana yakın, teklifsiz.
Alem: Yeryüzü ve gökyüzü nesnelerinin tümü, Evren. Dünya, Acun.
Alışaban: Tutuşarak. ''Alışıban yanaram men''
Alışmak: Tutuşmak, alev almak, alevlenmek.
Ali: Büyük, yüksek, üstün, yüce, aziz olan.
Ali: Hazreti Muhammed'in damadı ve amcası Ebutalib'in oğlu .
Alişan: Şan ve şerefi büyük olan, meşhur, bir çeşit lale.
Allah-amandır: 1-Şaşma, beğenme duygusunu gösterme. 2-Allah aşkına.
Alma: Elma.
Alma teki: Elma gibi, elma benzeri.
Aluptur: Almıştır.
Alvala: Al renkli ipek dokuma yüz örtüsü.
Amal: Amel, yapılan iş, eylem, edim.
Aman: Sığınca, koruyucu, dayanma gücü, umut.
Amana düşmek: Sığınarak bağışlanma ya da yardım dilemek
Amanat: Emanet.
Amanı aldırma: Umursamazlık, zora koşma
Amber: Amber kokusu, güzel koku. [Amberbalığı'ndan elde edilen güzel kokulu kül rengi madde, güzel kokulu kimi maddelerin ortak adı ]

Amel: Niyet, itaat, dini bir emri yerine getirme. (Bi amel: Amelsiz)
Anasır: Elemanlar , öğeler.
Anber: Amber.
Andelip: Bülbül, seher kuşu.
Annac-annaç: Karşı, karşı yön. ''Annacımdan gelen güzel''
Aparmak: Götürmek, alıp gitmek. ''Felek can aparır...''
Arabi: Arapça, Arap kavmine mensup.
Araram: ararım.
Arasın: Arasını
Arayı arayı: Araya araya
Araz: Aras Nehri.
Argaç: Davarların açıkta toplu olarak yattıkları yer, düz dağ sırtları.
Arkuru-arkurı inen: Karşı çıkan.
Arma: Eskiden erkeklerin, askerlerin bellerine bağladıkları fişeklik.
Arş: İslam dini inanışına göre göklerin en yüksek katı, dokuzuncu kat gök.
Arz'edilen-arzu ediben: Arzu ederek, arzulayarak.
Arzıhal: Sunu, sunma. ''Arzıhal eyledim visal baçımı''
Arzın al: Arzu ettiğini al. (88/3) [arz: Arzu]
Arzı'nan Kamber: Yaygın bir halk hikayesinin kahramanları Arzu ile Kamber.
Arzuman: Arzu, dayanılması güç istek.
Asitan: Dergah, tekke, kapı eşiği.
Aslı hariç: Soyu belirsiz, yabancı.
Aslı pak : Temiz soylu
Aslı kıt: Soysuz, verimsiz.
Asuman: (Asman) Gök, sema.
Aş: Yemek
Aşarsız: Aşarsınız
Aşere -i Mübeşşere : Cennete gidecekleri Hz. Muhammed tarafından bildirilen on İslam büyüğü Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin A vvam, Abdurrahhman bin A vf, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Sait bin Zeyd, Sad bin Ebi vakkas.

Aşık Emrah: Ercişli Emrah.
Aşık mısan: Aşık mısın.
Aşıkan : Aşıklan gibi, açıkçasına.
Aşırma: Kova, bakraç.
Aşikar : Açık, gizli değil
Aşina : Bildik, tanıdık
Aşiyan : Kuş yuvası, ev , mesken
Aşk dolusu: Halk inancına göre Pir'in, Üçler'in, Erenler'in içirdiği aşk şarabı.
Aşlak: Aşılama, aşı.
Aşna: (Aşina) Bildik, tanıdık, bilen, tanıyan, ahbab.
Aşna: Aşına, dost, tanıdık.
At: Satranç oyununda iki taşın adı.
Ataş-ataşa: Ateş, ateşe.
Ataşına: Ateşine.
Ataşlara: Ateşlere.
Ataşlı: Ateşli.
Ati : İyilik, ihsan
Atlanıban-atlanuben: Atla, atlanarak, atlı olarak.
Attar : Güzel kokular satan, aktar.
Avara: Avare, boş, yararsız.
Avara: Boşta gezmek, işsiz, oyalanmak.
Avare : Başı boş, işsiz.
Avatmak : Avutmak, teselli etmek
Avaz: Yüksek ses
Avcu: Avcı
Avdet : Dönüş
Avlak: Av alanı. (avlağı-Av alanı)
Avn : Yardım, yardım eden
Avsın almaz mar: Büyü, tılsım tutmayan yılan.
Avsın: Büyü, tılsım.
Avurd : Yanağın iç tarafı, boş yeri.
Avurmak : Eğilmek, çevirmek
Avuni: Avını.
Ayakça: Ayak kelepçesi, ayak bağı.
Ayan : Belli, açık, meydanda
Ayat : Ayetler
Aydıvar : Söyler
Ayet-i Kurba : Kur'an Şura suresinin 23. ayeti. Burada ''Ya Muhammed sen ümmetine söyle ki; size tebliğ ettiğim din hükümlerine mukabil akrabana (yakınlarına) muhabbetten başka bir şey istemem'' denmektedir. Ayette ''akrabanın karşılığı'' fil-kurba'' sözcüğü bulunduğu için ayet bu adla anılmaktadır .

Ayet: Kur'an'ın herhangi bir cümlesi.
Ayine : Ayna
Aylak : İşsiz güçsüz
Aymak : Söylemek, hitab etmek
Aymak: Uyanmak, farkına varmak.
Ayn : Göz, göz pınarı, asıl, kendisi,
Ayn-el -yakin : Bir şeyi kendi gözüyle görüp öğrenme.
Ayn el yakin: Gönül gözü. Tanrı'yı gerçek olarak gözle görerek bilme, sofilere göre bilgi, bilmek, görmek ve olmak aşamalarına ayrılır. Bir şeyi bilmeye ''ilm-el yakıyn'', bilgisini görüş haline getirmeye ''ayne'l* yakıyn'', bilginin oluş haline gelmesine ''Hak el yakıyn'' denir.

Ayn-i irşid : İrşadın ta kendisi. Aydınlatma
Ayn-i rah: Yol gözlemek.
Ay'nan: Ayla, ay ile ''yeri ay'nan gün'ün arasındadır.''
Aynası: 1. Yüzü, 2. Göksü.
Ayrılmanam: Ayrılmam, ayrılamam.
Azad: Serbest bırakma, azat.
Azim : Kesin karar verme, irade
Azimet : Gitme, gidiş
Aziz : Sevgide üstün tutulan
Azizan : Dostlar , erenler
Azl : İşten çıkarma
Azheri : Belli
Azmış : Yol sapıtmış
__________________
  Alıntı ile Cevapla
Alt 05-04-2008, 12:02 PM   #2 (permalink)
IммoRtaLtγ
 
Bilgiler
Mesajlar: n/a
Konular:
Karizma
İletisim
 Sponsorlar
Standart

B

Bab: Bahis, kapı.
Babullah: Allah kapısı.
Bac: Baç.
Baç: Haraç, vergi
Baç: Osmanlı imparatorluğunda gümrük vergisi, zorla alınan para harç.
Bade: 1. Esriklik veren içki. 2. Pir'in, Üçler'in, Erenler'in içirdiğine inanılan aşık edici içki, şarap.

Baden: Semiz, İri gövdeli kimse.
Bad-ı saba: Bahar sabahları, gün doğumunda esen hafif yel.
Bad-ı saba: Seher yeli.
Bad-ı sabah: Bad-ı saba
Bağ ı Cennet: Cennet bağı, cennet benzeri bahçe.
Bağ: 1. Demet, deste, 2. Üzüm kütüklerinin dikili olduğu toprak parçası, üzümlük. 3. Bahçe.

Bağ-bağat: Bağ, bağçe
Bağban: Bahçıvan, bağcı.
Bağır: 1.Yürek, gönül 2.Göğüs 3. Sine
Bağman: Bahçıvan, bağcı.
Bağrı veran: Gönlü yıkık, üzgün.
Bağu bahçe-bağu bahca: Bağ-bahçe.
Bağvan: Bahçıvan, bağcı.
Baha: Değer.
Bahah: Bakalım, görelim.
Bahar: Bakar
Bahaya kalmak: Değer biçilebilir olmak.
Bahça-bahça: Bahçe
Bahr: Deniz, büyük göl veya nehir .
Bahr-ı muhit: Okyanus.
Bahr-ı zulmet: Zulmet denizi.
Baka: Tutam, demet, beste.
Bakaram: Bakarım.
Bakasız: Destesiz.
Bakı: Baki, sürekli, kalıcı.
Bakırsan: Bakıyorsun.
Bal ü per: Kanat.
Bala: Çocuk, yavru.
Balaban göz: Keskin bakışlı, iri güzel göz.
Balaban: 1. Sazlıklarda yaşayan, tüyleri kızıl-külrengi karışığı renkli, iri bir kuş. 2. Atmaca, doğan gibi avcı kuşlara kimi bölgelerde verilen ad.

Balınan: Balla, bal ile.
Balkımak: Parlamak.
Ban: Otluk.
Banay: 1. Taşlı, kıraç toprak, yamaç. 2.Batı yönü.
Banı: (Bani) Kurucu, yapan, yapıcı, bina edici.
Bannamak: Ötmek, seslenmek.
Bar: 1.Yük. 2.Ürün, verim. 3.Meyve ağacının ilk verimi.
Bara gelmek: Meyve ağacının ilk verime durması, ilk veriminin olgunlaşması.
Barekallah: [Barek-Allah] Kutlu olsun, hayırlı ve bereketli olsun.
Barhane: Tutulmuş yük, kervan, kafile.
Barı: Bari, hiç değilse, hiç olmazsa.
Bari: Tanrı.
Basmışam: Basmışım.
Baş bulama: Utanarak başı öne eğme, yana çevirme.
Baş gözel: Baş güzel, güzellerin başı.
Başa yetmek: Sona ermek,
Başına dolanmak: Başa dönmek, başına dönmek.
Başına dönmek: Bir konuyu ya da bir durumu yalvarışla anlatmak, istekte bulunmak.
Batıl: Boş, beyhude, yalan, çürük.
Batın: İç, dahili, gizli, sır, esrar.
Bay: Varlıklı kimse.
Bayler: Bağlar.
Baz: Bir şeyin küçük kısmı, parçası, bir miktar, bir kısım.
Baz: Doğan.
Becare-becare: Biçare, çaresiz, umarsız.
Bed: Bet, kötü, yakışıksız.
Bedahşan (Badakşan) : Afganistan'da eyalet. Merkezi Feyzabat şehridir. Kökçe nehrinin yukarı yatağında çıkan -bir yakut türü olan- lacivert taşıyla ünlüdür.

Bedir nar: mec. Meme.
Bedir: Dolunay.
Bedirlenmiş ay: Dolunay
Bedov at: Soylu at, Arap atı.
Beg: Bey, ulu kişi.
Begler: Beyler, ulu kişiler
Beğlerinen: Beylerle, beyler ile.
Beka: Devamlılık, sabitlik.
Beklersen: Beklersin, bekliyorsun.
Bel: İnsan bedeninin göğüsle karın arasında kalan daralmış bölüm, bel.
Bele: 1.Böyle, böylece 2.Birlikte
Belenmek: Bulanmak, bulaşmak
Beli bükülmek: Beli bükülmek, güçsüz ve umarsız kalmak.
Beli: (Beli best) Evet.
Belik: Saç örgüsü.
Belini bükmek: Belini bükmek, umarsız olmak.
Bend: 1.Su benti, büget 2.Bağ, tutarlılık.
Bend: Bağ, yular , bağlama.
Bende defteri: Kul defteri.
Bende: Köle, kul, hizmetkar.
Bene: Bana.
Benefşe: Menekşe
Benevşe: Menekşe.
Bengi: Tiryaki, esrarkeş.
Benövşe: Menekşe
Benövşeni: Menekşeyi, menekşesini.
Benzek: Nazire
Benziyirsen: Benziyorsun.
Berat: Rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman.
Berbad eylemek: Berbat etmek, yıkmak, bozmak, dağıtmak.
Berdar: Tutucu, itaat edici ve ettirici, asılmış.
Bergüzar: Hediye.
Berhava: Boş, faydasız.
Beslenen: Beslenen.
Beş arşın bez: mec.Kefen
Beş: Beş sayısı.
Bey: Arap abecesinin ikinci harfi.
Beyhuşt: Kökünden, dibinden kopmuş olan, koparılmış.
Beyrek: Oğuzlar'ın destan kahramanı ''Bamsı Beyrek''. Bamsı Beyrek destanının en eski kolu -biçimi- ''Dede Korkut Kitabı''ndadır. Beyrek'in mezarının Bayburt'ta, Duduzar köyünde olduğu inancı yaygındır.

Beytullah: Allah'ın evi, kabe.
Beytullah: Tanrı evi, kabe.
Bezenmek: Bezenmek, süslenmek.
Bezestan: Değerli eşyanın satıldığı kapalı çarşı.
Bezirgan: Kervan, tüccar
Bezirgan: Tacir, tüccar, alış veriş eden esnaf.
Bezm: Meclis.
Bezm-i irfan: Olgun, kamil İnsanlar meclisi.
Bıçağ: Bıçak.
Bıldır: Geçen yıl.
Bi mekan: Y ersiz yurtsuz.
Bi-basar: Gözü keskin olmayan, görmeyen.
Bidar: Uyanık, uykusuz.
Bider: Tohum.
Bi-gane: Kayıtsız, alakasız, dünya ile ilgisini kesmiş olanlar.
Bigüman: Umutsuz, bilgisiz.
Bi-huş: Akılsız.
Bikir (Bikr): Bozulffiamış, temiz.
Bilbil: Bülbül.
Bile: Birlikte, bir arada.
Bilekçe: Kolbağı, kelepçe.
Billah: Tanrı adına içilen ant.
Bilmez: Bilgisiz, nobran, nadan.
Bilmir: Bilmiyor.
Binin: Binini.
Birez: Biraz.
Birin: Birini.
Bi-vefa: Vefasız.
Bizar: Bıkmış.
Bizzazure: Zaruri olarak.
Boyağ: Boya.
Boyu selv ağacı: İnce-uzun boylu, selvi boylu.
Boyunnu: Boyunlu.
Boz at: Boz donlu at .
Boz: Açık toprak renginde olan, külrengi.
Boz-bulanık: 1.Dumanlı, tipili, sisli. 2. Duru olmayan, çok bulanık.
Boz-ötergi: Tarlakuşu,
Bögün: Bugün.
Böhtan: Bühtan, iftira, kara çalma.
Böyüten: Büyüten.
Bubal: Vebal.
Buhağ : Çene altı, sakal.
Bulmuşam: Bulmuşum.
Bulum mı-mi: Bulayım mı?
Bulundi: Bulundu.
Burak: Girdap, anafor.
Burçak: Baklagillerden, taneleri hayvan yemi olarak kullanılan yıllık bir yem bitkisi. Bu bitkinin mercimeğe benzeyen tanesi.

Burma: Büklüm, kıvrım.
Bus etmek: Öpmek.
Buse: Öpüş.
Buyumuş: Bu imiş.
Bühtan: Yalan, iftira.
Bükülmek: Dönmek, eğilmek.
Bülbül teki: Bülbül gibi.
Bülmek: Bilmek.
Bülmez: Bilmez, bilgisiz, nobran.
Bülüm: Bileyim.
Bünyad: Temel, esas, yapı, bina.
Bünyan: Yapı, bina.
Bürünüptür: Bürünmüştür.
Büryan: Biryan kebabı. Kuzu ya da koyun etinin yarım ya da tam gövde olarak tandırda
  Alıntı ile Cevapla
Alt 05-04-2008, 12:03 PM   #3 (permalink)
IммoRtaLtγ
 
Bilgiler
Mesajlar: n/a
Konular:
Karizma
İletisim
 Sponsorlar
Standart

C

Caba: Fazladan, üstelik, bir şey ödemeden alman şey .
Cad: Darı ekmeği.
Cah etmek: İtibar etmek.
Cah: Makam, itibar.
Cahallığ: Gençlik çağı.
Caht: Bile bile inkar etme.
Cam: Kadeh, bardak, şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi.
Can ürekten: Candan yürekten, içtenlikle, severekten.
Canal: Canan, sevgili.
Canan: Gönülden sevilen, gönül verilmiş olan kadın.
Canın: Canımın.
Canpolat Dev: Bir masal yaratığı.
Cansız at: Tabut, salaca.
Car: Çarşaf, komşu, yardımcı, medet eden.
Cayız: Caiz, olabilir, yakışık alan.
Cazu: 1. Cadı, oyunbaz. 2. Çok güzel.
Cecim: Cicim, örtü ya da perde olarak kullanılan ince kilim.
Cefa: Büyük sıkıntı, üzgü.
Cefakar: 1.Cefalı. 2.Cefa eden.
Cehl: Cahillik, ilimden mahrum olmak, tecrübesizlik.
Cellat amanı: Ölüm cezasına çarptırılmışlara, ölüm yargısının uygulanmasından önce, son isteği için tanınan süre.

Cem olmak: Toplanmak.
Cemal: Yüz güzelliği.
Cemalınnan: Cemalinden, yüz güzelliğinden, yüzünün güzelliğinden.
Ceran: Sevimli, uzun boylu.
Cevahir: Cevherler , çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler. Çok kıymetli maden veya taşlar. Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar.

Cevahir: Şah Abbas'ın soylu hizmetçisi.
Cevli cevran eylemek: Dolaşmak.
Cevr etmek: Eza, cefa, eziyet, zulüm, sitem etmek. Tarikat ad*****n ruhen ilerlemesine mani olan şey.

Cevr: Eziyet.
Ceyran: Ceylan.
Cığa: Yeşil.
Cığalı koşma: Cinaslı koşma, sorguculu koşma.
Cığa tel: Erkek yabanördeğinin kuyruğunun üstündeki kıvrık yeşil tüyler ve yeşil kanat telekleri.

Cinas: Çok anlamlı bir sözcüğün, her kezinde başka bir anl***** öngörerek yapılan bir söz oyunu sanatı. Değişik cinas biçimleri vardır. [Tam cinas, birleşik cinas (benzeşmeli cinas, farklı cinas), basit cinas, eksik cinas...] Eski Edebiyat'ın bu yaygın söz oyunu sanatından Halk Edebiyatı da nasiplenmiştir. Özellikle manilerde cinasa çok rastlanır.

Cılga: İnce yol.
Cidar: Duvar.
Cim: Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup ''ebced'' hesabında üç sayısının karşılığıdır.
Civan: Genç. Genç ve yakışıklı olan.
Coşarsız: Coşarsınız.
Cur'a: Yudum.
Cuş eylemek: Coşmak, kaynamak.
Cüda: Ayrılık, ayrılmış.
Cünun: Değişik.
Cürmümü: Suçumu.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 05-04-2008, 12:04 PM   #4 (permalink)
IммoRtaLtγ
 
Bilgiler
Mesajlar: n/a
Konular:
Karizma
İletisim
 Sponsorlar
Standart

Ç


Çağrışmak: Bir ağızdan bağırmak, yaygara etmek.
Çal : Ala renk.
Çalhandı : Çalkandı
Çalhanmah : Çalkanmak.
Çallı-çapraz: Çapraz çizgili bir şal deseni.
Çalma: 1.Başa sarık gibi bağlanan düz ya da işlemeli kumaş. 2.Çember de denilen baş örtüsü, çetme.
Çalmak: Doğmak, vurmak, atmak
Çapraz: Eğik olarak birbiriyle kesişen.
Çar anasır: Dört unsur , dört temel unsur .(Toprak-su-hava-güneş)
Çar hisar: Dört kale burcu.
Çar köşe: Dört köşe.
Çar: Dört.
Çarh: Çark, felek, gök, devreden, dönen.
Çar-havuz: Büyük havuz.
Çarh-ı devvar: Durmayıp dönen.
Çarh-ı gerdun: Dönen çark. (Dönen dünya)
Çarh-ı zaman: Dönen zaman, devir.
Çar-pare: Dört parça, dört kısım.
Çarpaz dağlamak: Çapraz dağlamak.
Çarpaz: Çapraz.
Çatmak: 1.Yetmek. 2.Üzücü olaylarla karşılaşmak, uğramak.
Çekmişem: Çekmişim.
Çeper: 1.Engel, çit, kamıştan yapılan çit . 2.Kırık dal ve yaprak kümesi.
Çerağ: Mum, çıra.
Çeri: Asker.
Çetme: İşlemeli baş örtüsü, sırma işlemeli baş örtüsü, çalma.
Çevre: Sırma işlemeli baş örtüsü, mendil.
Çevrişir: Dönüşür.
Çevrüşmek: 1 .Dönüşmek. 2.Devinmek dönmek.
Çevrüşüpsen: Dönüşmüşsün, dönmüşsün.
Çeyman: Kıl ya da yünden dokunma yamçı, kepenek.
Çıham: Çıkayım.
Çıhdım: Çıktım.
Çıhıp: Çıkmış.
Çıhmış: Çıkmış.
Çıhsa: Çıksa.
Çıra: Çerağ, kandil.
Çırağ: Çerağ, kandil, mum, ışık.
Çiçeğisen: Çiçeğisin.
Çifte hal: Çifte ben.
Çimennİ: Çimenli.
Çimmek : Yıkanmak.
Çin: 1.Çünkü, için. 2.0muz.
Çit: Başörtüsü, yemeni.
Çiyn : Omuz.
Çoh: Çok.
Çolp Suyu.
Çövre: Çevre
Çün: Çünkü.
Çüt: Çift.
Çüter çüter: Çifter çifter.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 05-31-2008, 02:17 PM   #5 (permalink)
Banned
 
Bilgiler
Üyelik tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 182
Konular: 97
Ruh Halim:
Karizma
Rep Gücü : 0
Rep Puanı : 840
Rep Seviyesi : crayz28 is a splendid one to beholdcrayz28 is a splendid one to beholdcrayz28 is a splendid one to beholdcrayz28 is a splendid one to beholdcrayz28 is a splendid one to beholdcrayz28 is a splendid one to beholdcrayz28 is a splendid one to behold
İletisim
 Sponsorlar
Standart

paylasımın guzelde nerden buldun bu kadar kelımeyi
crayz28 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:58 PM .


vBulletin v3.6.8, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
LinkBacks Enabled by vBSEO 3.1.0
eXTReMe Tracker